Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Archive for 2007

The Secret

Son günlerin moda kitabı (gerçi biraz eskidi ama) The Secret’ı bende okudum. Rhonda Byrne tarafından kaleme alınan kitap, milyonlarca insana mutluluk getirmek için (!) yazarlar, öğretmenler, film yapımcıları, tasarımcılar ve yayıncılardan oluşan muhtşem (!) bir ekibi bir araya getirmiş. The Secret aslında sadece bir kitap değil, belgesel (!) aslında.

Kitabın temeli “çekim yasası”na dayanıyor. Temel felsefe “iyi düşün, iyilik yap, mutlu ol”üzerine kurulu ki zaten binlerce yıldır tüm dinlerin kaynağını oluşturan temel düşünce bu. Kitabı okudukça yazar ve öğretmenlerin (!) The Secret ile neyi kastettikleri yavaş yavaş açığa çıkıyor.

Kitabın hemen başında yer alan M.Ö. 3000 (!) yıllarından kalma olduğu söylenen Zümrüt Tablet (Emerald Tablet) aslında Ἑρμῆς ὁ Τρισμέγιστος (Hermes Trismegistos)‘a atfedilen latince kriptik bir metinin 2. satırından alınma. Hermes Trismegistos, Mısır tanrısı Thoth ile Yunan tanrısı Hermes’in synkretism yoluyla birleştirilmesi sonucu erken hristiyanlık çağında ortaya çıkmış bir tanrı, aynı zamanda Erken Hristiyanlık döneminde (100 – 400 ?) yaşamış Mısır’lı bir bilgenin adı.

The Secret’ı (Sır’ı) bilen ve uygulayanlar olarak verilen isimlerin büyük çoğunluğu mason …. Yani bulundukları konumlara sırrı bildikleri için değil, mason oldukları için gelmiş kişiler…

“Sırrı bilmek size öncelikle para, sonra güzellik/yakışıklılık getirecek, bunlara sahip olunca zaten mutlu olacaksınız” diyen kitap mutluluğu sadece maddiyata bağlıyor. Buna hiç şaşırmadım, sonuçta 21.yüzyıl tüketim toplumunun içinde yaşıyoruz.
“Hayatta ulaşamayacağınız maddi şeyler varsa (ev, araba, güzellik/yakışıklılık) ve bunlara asla sahip olamayacaksanız üzülmeyin, sahip olmuş gibi yaparak (visualization) kendinizi kandırın ve mutlu olun !”
“Şükretmek, enerjinizi yönlendirerek isteklerinizi daha çok hayata geçirmenizi sağlayan etkili bir süreçtir. Sahip olduklarınız için şükrettikçe daha çok iyilik ve güzelliği kendinize çekeceksiniz.”
“Hayatınıza daha çok para getirmek için, para verin ! Para konusunda cömert davranıp, paylaştıkça mutlu olursanız; ‘Çok param var’ mesajını vermiş olursunuz.” – bunun üzerine söyleyecek birşey bulamıyorum…

The Secret’ı yazanların gerçekten bir sırrı bildikleri ortada. Sır öğretmenlerinden Avustralyalı yatırım uzmanı David Schirmer üstadın (!) müşterilerinin paralarını çaktırmadan kendi hesabına geçmesiyle ayyuka çıkan sır (aslında sır falan değil bu).

“Cahil insanları güzel bir masal anlatarak uyut, ceplerindeki parayı son kuruşuna kadar al !”

Adolf Hitler “Büyük kitleleri kandırmak, küçük toplulukları kandırmaktan çok daha kolaydır” diye boşuna söylememiş…

Megadeth – United Abominations

Megadeth’in yeni albümü United Abominations 15 Mayıs 2007’de piyasaya çıktı. Albüm hakkında yapılan eleştirilerin çoğu olumlu, ancak eski bir Megadeth hayranı olarak (yaklaşık 1988’den beri) çorbada benimde bir tuzum bulunsun istedim.

Öncelikle Vic Rattlehead’in yeni imajı (albüm kapağında görülen) 21. yüzyıla uyarlanmış. Açıkçası çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Eski Vic daha karizmatikti bence. New York’daki Birleşmiş Milletler binasının bir Megadeth albümü kapağında 2. görünüşü bu, ilki 1986 tarihli Peace Sells… albümünde idi.

Müzikal açıdan bakıldığında genel olarak iyi bir albüm sayılabilir, prodüksiyon çok iyi (zaten Sabbat grubunun eski gitaristi Andy Sneap’in albüme en önemli katkısı bu bence) belki ama Dave Mustaine’in biraz kafası karışmış gibi geldi bana. Zaten en sağlam Megadeth dörtlüsü (D.Ellefson, M.Friedman, N.Menza) dağıldığından bu yana Megadeth’in eski tadı kalmadı zaten. Kadim dostu David Ellefson’la kavga edip ayrılması da bu kafa karışıklığını arttırmış bana kalırsa. Yani eski Speed/Thrash dönemi ile bu dönem arasında sıkışmış gibi geldi bana Dave Mustaine. Yani hem benim gibi eski hayranlarını memnun etmek hem de genç kesimin beğenisini kazanmak isteyince arada bir yerde kalmış albüm. Dave’in kafasındakiler şöyle sıralanabilir, albüm hızlı olmalı, şarkı sözleri politik içerik taşımalı, melodik olmamalı, bol bol gitar solo olmalı, sert olmalı, zaman zaman melodik olmalı (?) vb…

Albümün geneline bakınca bence en iyi şarkı ve ilk single A Tout Le Monde bence. 1994 Youthanasia albümündeki şarkıyı yeniden koymuşlar albüme. Kafa karışıklığının en önemli göstergesi bu bence. Wahington Is Next!‘de Iron Maiden Wasted Years havası sezdim nedense ? Never Walk Alone ve United Abominations kayda değer şarkılar.

Albümü beğenip beğenmemek size kalmış ancak bu albümü Megadeth’in eskiye dönüşü olarak yorumlayanlar, eski albümleri kadar kaliteli bulanlara şaşmamak elde değil doğrusu. Nerde Peace Sells…But Who’s Buying?, nerde So Far So Good…So What, nerde Rust In Peace. United Abominations bu albümlerin yanından bile geçemez.

Windows Vista Capable

HP Compaq NX6110 Notebook bilgisayarımı bundan tam 2 yıl önce bugün almıştım. Aldığım zaman giriş seviyesi en ucuz notebook bilgisayarlardan biriydi. Sanırım 999 $+KDV gibi bir fiyata almıştım. Zaman içinde 256 MByte bellek ekleyerek hafızasını 512 MByte’a çıkardım. Celeron 1.4 Ghz işlemcili, i915 Chipsetli basit bir notebook anlayacağınız.

Ancak bu notebook bilgisayara aslında Windows Vista Capable etiketi yapıştırılabilir. i915 chipsetine sahip bilgisayarlar halen satılıyor ve Windows Vista Capable etiketi taşıyorlar. Windows Vista’yı en basit haliyle çalıştırabilir anlamına gelen bu etikete göre en azından 800 Mhz güce sahip bir işlemci + 512 MByte RAM ve DirectX 9 uyumlu bir grafik kartı ile Aero gibi özellikleri kullanmadan en basit haliyle Windows Vista’yı (Windows Vista Basic) çalıştırabilirsiniz.

Bu etikete aldanıp son bir yıl içinde notebook alanlar büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar. Çünkü i915 chipseti Windows Vista’nın Aero grafik özelliklerini destekleyecek güce sahip değil. Aslında intel gerekli driverları çıkarsa bu özellik en temel anlamda desteklenebilir, ancak intel i915 için WDDM driverları çıkarmayacağını açıkladı…

Windows Vista™

Windows Vista™ yenilik olarak neler getiriyor ? Bunları madde madde sıralamak mümkün, ancak göze çarpan ilk değişiklik görsellikte. Masaüstü ikonları, pencerelerin görünümü vb…

Bilgisayarınıza yükleyip kullanmaya başladığınızda bu yeni görünümden etkilenmemek mümkün değil. Bilgisayarda yapacak işiniz olmasa bile Windows Vista™ ile uğraşmak, yeni neler var acaba diyerek saatler boyunca bilgisayarınızın başından kalkamıyorsunuz… Ancak belli bir süre Windows Vista’yı kullandıktan sonra gözünüz bu yeniliklere alışıyor, bu yeni görünümün aslında sistem kaynaklarınızın ne kadar büyük bir kısmını tükettiğini fark ediyorsunuz. Performans gerektiren işlemlerde Windows Vista’nın nasıl şiştiğini (!) bizzat farkediyorsunuz.

Windows Vista’nın getirdiği yenilikler şöyle özetlenebilir.

1- Aero, saydam olabilen pencereler, pencereler arasında 3D geçiş…
2- Dialog kutuları, dosyaları etiketlemeyi kolaylaştıran ek özelliklerin yanında, standart ikonlar yerine dosyaların önizlemelerini görebilmek mümkün.
3- Sistem tepsisindeki bildirimler artık 32×32 boyutunda ikonlarla birlikte, eğer kullanıcı tam ekran bir programla çalışmıyor, inaktif değilse gözüküyor ve 9 saniye ekranda kalıyor.
4- Search kutuları, explorer içine entegre edilmiş, Windows Vista’nın endeksleme sistemi ile daha verimli aramalar yapılabiliyor.
5- Görev Dialog kutuları, çalıştırılacak programlar ile ilgili bilgi veren kutular. (User Account Control’ün bir parçası)
6- Kontrol Panel, işletim sisteminin özelliklerine ulaşabilmek için merkezi bir yer.
7- İkonlar maksimum boy olarak 256×256 pixele ulaşmış durumda, özellikle büyük ekranlar için önemli bir özellik.
8- System font Segoe olarak değişmiş, ClearType kullanımına uygun bir font kullanılmış. Default boy olarak 9 kullanılmış.

Doğu Ekspresi ve Kars Gezisi

02 Ocak 2007 akşamı Doğu Ekspresi ile Ankara’dan 18:08’de Kars’a doğru yola çıktık. 03 Ocak 2007 saat 22:00 sularında Kars istasyonuna varmıştık. Yıllardır yapmak istediğim Doğu Ekspresi ile uzun süreli bir tren yolculuğu yapabilme hayalimi böylece gerçekleştirmiş oldum. Herkes kışın ortasında Doğuya gitmenin, hele trenle gitmenin çılgınlık olduğu görüşünde birleşti, ancak Erzurum’a gelene kadar doğru düzgün kar bile göremedik. Doğu Ekspresi de tam zamanında Kars’a varmıştı.

Hava koşulları sebebiyle Kars’ın doğusunda, Ermenistan sınırında bulunan, ortaçağdan kalma bir kent olan Ani’ye gidebileceğimizi düşünmemiştim, ama tam tersi oldu, hava gayet güzel, yollarda açıktı. Kars’ın 40 km. doğusundaki harabelere ulaştık ve o anda kendimizden geçerek, harabeleri dolaşmaya başladık.

Ani, Doğu Anadolu’da yer alan önemli ortaçağ kentlerinden biri. İ.S. 9 ve 13. yüzyıllar arasında büyük ve önemli bir merkez olan kent Arpaçay vadisinde kurulmuş ve kentte çok sayıda kilise (Tigran Honents, Aziz Prkitch, Garcü, Genç Kızlar, Gagik, Abughamrents kiliseleri) ve Büyük Katedral yer alıyor. Büyük Katedral 1010 yılında tamamlanmış olup, Ortaçağ Ermenistan’ının en önemli mimarlarından Trdat’ın eseridir. Trdat aynı yıllarda İstanbul’da Ayasofya’nın onarımında da çalışmıştır. Selçuklu sultanı Alparslan kenti 1064 yılında ele geçirdikten sonra Anadolu’da inşa edilen ilk Türk Camii (Ebul Manucehr) Ani kentinde yer almaktadır.

Ani Harabeleri ile ilgili detaylı bilgi için;
http://www.virtualani.freeserve.co.uk/turkish.htm