Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Archive for 2015

Happy New Darkest Year Everyone

Christmas_Gift

2007-2015 Yılları Müzik İstatistikleri

2007 yılı Eylül ayından beri dinledigim her sarkının, her albümün istatistigini Last.fm ile tutmaya çalısırım. Kolay degildi eskiden, ilk basladıgım zamanlarda iPod ile farklı mp3 playerlar ile dinlenen sarkıların skroplamasını yapabilmek. Bugünlerde eskiye göre daha kolay hale geldi, internet hizmetleri gelisti, müziği sadece sürekli internete baglı telefonlar ve bilgisayarlar ile dinler olduk.

2013’de Spotify Türkiye’ye geldikten sonra bu istatistik isi daha bir renkli hale geldi, Last.fm’in yanında Spotify’da kendine göre bir istatistik sistemi yerleştirdi. Bununla birlikte her zaman Spotify kullanmıyorum, genelde bilgisayarda dinlerken Decibel, bazen iTunes kullanıyorum. Her halükârda tüm sarkılar Last.fm’e skroplandıgından ana istatistik kaynagım Last.fm şüphesiz.

Spotify ile 2014 yılında dinledigim sarkılar ve istatistikleri geçen yıl burada özetlemistim. Spotify’ın her yıl yayınladıgı “Year In Music” baslıklı istatistigimin özeti su sekilde olustu bu yıl.

Spotify-Year In Music

Spotify ile 2015’de 18.000 dakika (293 saat veya 12 gün) müzik dinlemisim, geçen yıla göre 74 artan 339 farklı sanatçı, 1494 farklı sarkı dinlenmis.

Aslında bu yazımdaki amaç sadece geçen yılı degil, 2007’den bu yana tüm müzik dinleme istatistigimin genel degerlendirmesini yapmak.

Last.fm 2007’den bu yana dinledigim sarkı sayısını gösteren söyle bir grafik hazırlamıs;

Last.fm_2007-2015

Buna göre 10.578 sarkı ile rekorumu 2008 yılında kırmısım. Last.fm’i dogru düzgün kullandıgım ilk yıl ve ilk heves olması bakımından normal. Sonraki yıllar 4500-8000 arasında sarkı dinledigim görülüyor, her gün yaklasık 16 sarkı, tüm yıllar baz alınırsa 18 sarkı dinliyorum.

Genel olarak bakıldıgında fazlasıyla yüksek bir rakam. 2009 yılından beri tam zamanlı çalıstıgım düsünüldügünde hafta içi çok fazla müzik dinlemek mümkün olmuyor, sadece ise gidip gelirken yolda en fazla 45 dakika dinliyor olabilirim. Hafta sonlarında zamanımın çogunu müzik dinlemeye ayıramıyorum. Günlük 16-18 sarkı epeyce yüksek bir rakam olmakla beraber yavas yavas düsüse geçmis gibi görülüyor. Bununla birlikte bu yıl (2013 hariç – Spotify kullanmaya basladıgım için biraz fazla dinledim o yıl ☺️) 2010’dan bu yana en fazla müzik dinledigim yıl oluyor.

2008-2009 yılları Last.fm ve sosyal medyanın popülerligi sebebiyle oldukça yüksek dinleme sayısına ulasmısım. 2011 yılında neden bu kadar az dinledigimi düsündüm ama dogru dürüst hiçbir sebep bulamadım. 2013 yukarıda da degindigim gibi Spotify sebebiyle normalden fazla bir dinleme sayısına ulasmısım.

En çok dinledigim gruplar içinde zirveyi tabiki açık ara Megadeth (Baska kim olabilirdi?) çekiyor. Tüm zamanlar içinde en çok dinledigim albüm ise Megadeth’den Warchest olmus, içerdigi sarkı sayısı düsünüldügünde normal.

Spotify istatistiklerine göre dinledigi müzige en sadık kitleyi heavy metal dinleyicileri olusturuyor. Kendi istatistigimde bu durumu fazlasıyla dogruluyor.

Loyal_Heavy_Metal_Fans

 

Eskiden Hersey Ne Güzeldi!

1987 yılbasında, soguk bir kıs günü eve giren Commodore 64 ile basladı hersey. Görüntü kablosu kocaman tüplü televizyona baglanır, oyunlar kasetten yüklenirdi. Degisik oyunları oynanırdı ailecek. (Çünkü tek televizyon olurdu evlerde) Hafta ici açılmazdı, çünkü okul vardı, hafta sonu iple çekilir, cuma gecesi bütün hafta hayali kurulan oyunlar heyecanla oynanırdı.

Steven_Vitale-Saturday_Morning

Saturday Morning

Hersey ne güzeldi 1990’da 1991’de. Amiga bilgisayar vardı. Beyaz ekranda Workbench disketi tutan bir el. Disket sürücüden tuhaf sesler çıkardı yükleme esnasında. Mavi pencereli GUI’si vardı, kendine özel karakterleri, ikonları. Bazı programlar ve oyunlar sadece 1 MByte RAM’de çalışırdı. Dergilerden takip ederdik yeni çıkan oyunları, programları. MAC Adventure okurduk, eski oyunları yeniden oynardık.

Amiga_500

Amiga 500, not Plus model!

Müzik dinlemek ayrı bir keyifti. Kasete çekilirdi albümler, önceleri LP’den kopyalanırdı, cızırtılı olurdu ama bangır bangır gelirdi ses. Sonra CD’ler çıktı, daha kaliteli dedik ama bir yavanlık vardı, dijitaldi çünkü.

Hersey daha güzeldi eskiden, oynadığımız oyunun suyunu çıkarırdık, en ince detayları bilir, disketin içindeki hangi dosyanın ne işe yaradıgını ezberlerdik. Yaptıgımız hersey ayrı bir keyif verirdi, öylesine degildi hiçbirsey.

Amiga_500_Plus

Amiga 500 Plus Model

Sonra Amiga 500+ çıktı. Aynı eski Amiga’ydı, mor fondaki hareketli Workbench disketi dısında. Bazı oyunları çalıstırmazdı, problem çıkarırdı, ama çok güzel aletti. Hep hayal etmisimdir, karlı bir yılbaşı günü, okulun olmadıgı bir hafta sabah erkenden kalkıp Amiga’mın basına oturup saatlerce oyun oynamayı. F-29 Retaliator, Pirates!, Guild of Thieves…

Karamsar düşünürler insanın özgürleşmesine, çocukça iyimserlerden çok daha fazla hizmet ederler.

– Theodor Adorno

Mr. Robot

Mr. Robot

Geçen hafta izlemeye başladığım ve her akşam düzenli olarak bir bölümünü seyrettiğim Mr. Robot bu akşam izlediğim 10. bölümüyle sona erdi.

Güzel dizi olmuş, beğenerek, tüm bölümleri uyuklamadan(!) izlediğim yegâne dizilerden biri oldu. Hatta True Detective’den bu yana beni en çok etkileyen dizi oldu diyebilirim. (Gerçi çok fazla birşey izlediğimde yok ya! 😐)

Adamlar oturuyor kendi yarattıkları düzeni yine kendileri bir güzel eleştiriyor, yerden yere vuruyor, dalga geçiyor, biz de oturup ağzımız bir karış açık, hayran hayran seyredip sonra hiçbirşey olmamış gibi tekrar sakin, uyuz, rutin kendi yaşantımıza dönüveriyoruz.

Bir yerlerde bir hata yapıyoruz ama henüz anlayabilmiş değilim.

Computer_Repair_with_a_Smile

Witcher 3 Wild Hunt

IMG_0144

Çıkışı GTA V’i bitirdiğim zamanlara (19 Mayıs 2015) denk gelmesi bakımından, çıkar çıkmaz satın aldığım ve sakin sakin aylardır oynadığım Witcher 3 Wild Hunt’ı 2015’in Eylül ayı ortalarında bitirdim. Gerçi daha gidilmesi görülmesi gereken yerler var ama senaryo kısmı tamamlanmış oldu. Keşfedecek o kadar çok yer, tanışılması gereken o kadar çok NPC varki oyunu bitirmiş olmama karşın hala her yeri keşfetmeyi başaramadım.

Oyunun içinde beni eğlendiren çok şey var ama en önemlisi belki de Gwent oldu. Magic benzeri bir kart oyunu olan Gwent, Witcher 3 Wild Hunt’ın içine adapte edilmiş ayrı bir oyun gibi. Oyun boyunca çeşitli şekillerde kart destenizi tamamlamaya ve güçlendirmeye çalışıyorsunuz. Bazı kartlar senaryoların içine yedirilmiş, görevde eksik birşeyler yapmanız durumunda o kartı bir daha bulabilmek imkansız. Koleksiyon yapmayı sevenler ve takıntılı insanlar için çok can sıkıcı bir durum.😕

Oyunun dövüş sistemi çeşitli eleştiriler aldı. Ancak atlanan bir nokta var. İksirler ve Bestiary. Canavarlarla karşılaştıkça onlarla ilgili özellikler ve zayıf noktaları Bestiary’ye kaydediliyor. Nasıl dövüşülmesi gerektiği, nelerden kaçınılması gerektiği belirtiliyor. Elbette oyunun heyecanı içinde bu kısımlar okunmadan geçiliyor ancak takip edildiğinde faydalı bilgiler alabilmek mümkün.

GOGcom_2015-Oct-21

Eklenti paketi Hearts of Stone’un en önemli özelliği Limited Edition kutulu sürümünde bulunan Gwent desteleri tabiki. Bu eklentide sadece Monsters ve Scoia’Tael desteleri yer alıyor, Şubat ayı içinde çıkacak Blood & Wine paketi büyük olasılıkla diğer iki desteyi içerecek.

GTA V yazımda belirttiğim gibi artık kitleler tarafından beğenilebilecek oyunlar yapabilmek için open world olması gerekliliğini bir kez daha gösteren bir oyun oldu. CD Projekt Red’in “Yılın Geliştiricisi” ödülünü kazanmasında en önemli etken bu belkide. Bununla birlikte oyunun fizik motoru pek çok bug içeriyor ve GTA V ile kıyaslandığında oldukça başarısız.