Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Category “Abandonware”

Boxer ve Dot-Matrix Printer Emülasyonu

Hafta sonu uzun zamandır beklediğim ancak programcısının artık herhangi bir geliştirme yapacağını düşünmediğim bir uygulama ile uğraşmakla geçti. Boxer. Büyük oranda gelişimini tamamlamış bir uygulama aslında, DOSBox için yazılmış bir kullanıcı arayüzü. Ancak MacOs’un kullanıcı dostu arabirimine yönelik o kadar ince detaylar düşünülerek geliştirilmiş ki bir daha Windows ile DOSBox kullanamaz oldum.

Oyun ve programların dökümanları ve kutu resimleri ile bir paket haline getirilebilmesi, DOSBox’dan farklı daha gelişmiş Roland MT-32 emülasyonu, Roland MT-32’nin LCD ekranında kimi programlar tarafından yazılan mesajları benzer bir biçimde ekranda gösterme gibi eski bilgisayarcılara yönelik baştan çıkarıcı detaylar.

Geçen yıllarda bu özelliklere bir de dot-matrix yazıcı emülasyonunun ekleneceğinden bahsedildi, ancak bu sürüm hiçbir zaman “public” olmadı.

Hazır yapacak çok birşey yokken oturdum kaynak kodunu GitHub’dan indirdim ve XCode ile derledim bu alpha sürümünü Boxerapp’in. Bir kez daha vuruldum programa. Alınan çıktı MacOs’un yazıcı arabirimine gönderiliyor ve istenirse PDF olarak kaydedilebiliyor. Normal text dosyalarının yazdırılması çok birşey ifade etmiyor belki ama grafik dosyalarını yazdırınca 1990’lı yılların başına bir yolculuk yapıyor insan.

İşte burada birkaç retro resim dosyasından emülasyon yolu ile alınan çıktı örneği var.

This slideshow requires JavaScript.

Civilization

1992 yılı, Temmuz ayı. Okul kapanmış (-kredili sistem olduğu için normal öğrencilere göre 3 hafta daha fazla gitmiştik okula-😡) Avrupa Futbol Şampiyonası sona ermiş, uzun bir yaz tatili beni bekliyor. Odamın baş köşesine kurulmuş yepyeni, gıcır gıcır bir 80386DX-40 işlemcili, 4 MByte RAM’li Sound Blaster Pro ses kartlı SVGA ekranlı bir PC. Biraz DOS ve Windows denemeleri, mouse ile çizim yapma denemeleri, debug ile yazılan ufak tefek Assembly kodları derken bilgisayarın asıl alınış amacına gelmişti sıra. Oyunlar!!!

Sağdan soldan alınıp oynanan birkaç uyduruk oyundan sonra heyecanla bilgisayara yüklediğim ilk oyun olmuştur Civilization. Gerçekten Sid Meier’a ait olan tek Civilization. Commodore 64’de yazdığı Pirates! sonrasında beni etkileyen ve en uzun zaman ayırdığım oyunu bu olmuştur Sid Meier’in.

O yaz, yeni alınan bilgisayarın heyecanıyla pek çok oyun ve programı heyecanla yüklemeye devam etsem de, Civilization’ın yeri hep aynı kalmıştır Hard Disk’imde. Oyundan sıkıldığım zaman bile yanıma sözlüğümü alır Civilopedia okurdum. Tarihe, felsefeye ve arkeolojiye yönelişimin sebebidir Civilization’ın Civilopedia’sı ayrıca kendi kendime ingilizcemi geliştirmemi sağlamıştır.

Civilization zor bir oyundu, en azından sulandırılmamış gerçek bir strateji oyunuydu. AI’da birkaç hata vardı, zor level’larda AI’ın hile yapması söz konusuydu, RNG bazen saç baş yoldururdu, güncellemeleri çıksa da giderilemeyen bug’lar her daim mevcuttu. Bütün bunlara rağmen oyundan hiç sıkılmadım. Basit ve sade grafikleri, insanın kafasını karıştırmayacak sayıda unit olması, oyunun atmosferi, dünya harikalarını erkenden bitirmenin heyecanı, yapabilecek ve deneyebilecek hep farklı şeyler bulunması, bazen tüm dünyayı fethetmek, bazen kültürel olarak ilerlemek amacıyla oynamak gibi sayısız kombinasyon mümkündü. Demographics ekranındaki istatistikleri geliştirmek için bile oynardım bazen, okur-yazarlığı %100 yapmak, tebamın yaşam süresini artırmak, dünya haritasında tüm Sibirya’ya yayılan bir imparatorluk oluştururdum.

Civilization II MultiMedia dünyasının kurbanı olmuştur. Saçma sapan videoları araya sıkıştıralım derken oyun oynanabilirliğinden çok şey kaybetmişti. Civilization III yeni oyun sistemine adapte edilmeye çalışılan dönem olmuştur. Yeni nesil oyun dünyasında Civilization IV ise favorimdir. Belki 1. oyun sonrasında en fazla vakit ayırabildiğim Civilization oyunu olmuştur. Civilization V’i hevesle alsam da oynamak için yeterli vaktim olmamıştı. Oyunu öğrenebilmek için uzunca bir zaman ayırmanın yanında cidden güçlü bir hafızaya sahip olmak gerektiğini anlamıştım oynarken. Ne ne işe yarar sürekli Civilopedia’ya bakarak oyun oynanmıyordu. Bununla birlikte her gelen güncelleme ile sürekli değişen özellikler iyice kafa karıştırıyordu. Belki ilk oyunu bu kadar seviyor olmamın sebebi bu, sürekli güncelleme ve DLC ile oyunun özünün çok değişmiyor oluşu.

Geçen haftalarda Civilization VI çıktığı vakit düşündüm bunları. Artık oyunu oynayabilecek, öğrenebilecek ve başarıya ulaşabilecek ne enerjim, ne zamanın ne de hafızam da yeterli boşluk var. Ancak Twitch’den birkaç oynayış videosu izleyip ekran görüntülerine bakıp geçerim. Sonuçta ilk oyun çıkalı 25 yıl olmuş. 15-16 yaşlarında o oyunu oynayan biri olarak Civilization VI’yı bırakayım da gençler oynasın. Turn based oyunlar gençler arasında pek tutmasa da biraz vakit ayırırlar diye düşünüyorum. Civilopedia okudukları takdirde belki biraz ufukları açılır genişler.

Bu arada Sid Meier’de kendi yarattığı bu oyunda o kadar da başarılı değilmiş. Oyunda başarılı olmak için oyunun açıklarını bulmak gerektiğini, kendisinin ise bu yola başvurmadığını, oyunu olduğu gibi oynayarak role adapte olmaya çalıştığını söylüyor.1 Asıl eğlenceli olan kısmı bu diyor ki bence de öyle…

  1. http://arstechnica.com/gaming/2016/10/sid-meier-reflects-on-25-years-of-civilization/

Rare Game Adverts

This slideshow requires JavaScript.

Dergiler…Dergicilik…

Çocukluğumdan beri en sevdiğim meslek olmuştur dergi editörlüğü. Sevdiğim ve bilgi sahibi olduğum bir konuda, bildiklerimi paylaşmak, bilmediğim şeyleri öğrenmek ve insanların elinde sayfalarını çevirmekten zevk alacakları renkli ve kaliteli birşeyler oluşturmak hep hayalim olmuştur.

İlk kez 1987’de istemiştim dergi editörü olmayı, Commodore dergisini elime aldığımda. Pahalıydı, kaliteliydi, renkliydi, kuşe kağıda basılıydı, üst düzeydi ve felsefiydi. Okuyup bitirdikten sonra yeni sayı çıkana kadar sürekli sayfalarını çevirir dururdum. Sadece bakmak bile yeterince keyif vericiydi. Kendi kendime gelecek sayıda neler olabilir acaba diye düşünür, hayali editoryal yazılar hazırlar, hatta oyun tanıtımları bile yapardım.

Sonra 64’ler dergisi çıktı. Commodore Dergisine göre daha basitti, sadece oyunlar üzerine eğilmişti. Böyle bir dergide çalışmak ne kadar keyifli olur diye düşünmüştüm. O zamanlar hayatımın en büyük zevki bilgisayarlar ve oyun oynamak. En yeni oyunları oynayıp, onları tanıtan yazılar yazıyorsun ve üzerine para ödeniyor sana. İnsan daha ne isteyebilir?

Bilgisayar dergilerinin hep bir ayrı yeri olmuştur hayatımda. Mesele ACE (Advanced Computer Entertainment)‘i görünce, sayfa düzeniyle, kutucuklu yorumlarıyla kim hayran kalmamıştır. Editörlükden daha önemli olan şeyin, aslında okuyucuya hitap eden şeyin görsel yönetmenlik olduğunu farketmişimdir ACE’i gördükten sonra. Bizim dergilerde özenirdi onlara ama bir türlü becerememişlerdir, o ayrı. (64’ler bir ara baya ilerleme kaydetmişti, hakkını vermek lazım)

Daha sonra underground fanzin’ler çıktı. Siyah-beyaz ve fotokopi ile çoğaltılırlardı. Underground olmak, çok bilinmemek, para kazanmak için değil keyif alındığı için yapılan işlerin temel düsturu olmakla birlikte bir noktadan sonra çok iyi reklam aracı olmuştu. Örneğin Laneth dergisi. Tamamen underground bir alayışla oluşturulmasına karşın daha o kadar tutmuştuki daha 4. sayısında fotokopiden ofset baskıya geçmişti. Speed-Thrash’den daha hafif müzikler kesinlikle olmayacak dendiği halde kısa sürede rock dergisine dönüşüvermişti.

Severdim Laneth’i, hele Murat Adanç’da yazmaya başlayınca. Bilgisayar dergiciliği sonrasında ufak tefek birşeyler yazdığım konular arasında pek bilinmeyen müzik gruplarını tanıtma amaçlı yazdığım yazılar olmuştur o dönemlerde. (tabi hiçbiri yayınlanmadı, o ayrı mesele)

Şimdi neden oturdum da bunları yazma gereği hissettim diye sorabilir herkes. Socrates Dergisi yüzünden. Nisan ayında elime aldığım ilk sayısında, Commodore Dergisi’ni, 64’ler Dergisi’ni, Amiga Dünyası Dergisi’ni, Laneth Dergisi’ni, ACE’i, PC Format’ı ilk kez elime aldığımda hissettiğim şeyleri hissettiğim için yazdım. Yani dergiyi okuyup bitirdikten sonra görsel tasarımı sayesinde sadece sayfalarına göz gezdirmek için bile tekrar elime alabiliyorsam o dergi okunup atılmak için değil, kütüphanede biryerlerde saklanmak içindir. Takip ettiğim sayısız dergi olmuştur şimdiye kadar ama sadece yukarıda saydıklarımı saklamışım biryerlerde, diğerleri yok olup gitmiş. Socrates’de yıllar sonra ilk kez saklayacağım dergiler arasında yerini aldı.

Oynadığımız oyunlar dijital, ne kutusu ne basılı kullanım kılavuzu var artık, müzik albümü satın almıyoruz, dinlediğimiz şarkılar dijital, dinliyoruz ve unutuyoruz, kitaplar e-book oluyor yavaş yavaş…Saklayabileceğim birşeyler bulduğumda seviniyorum artık…

Commodore Magazines

Good old memories… – View on Path.

GOG OS X

Eski DOS oyunlarını OS X’de oynamak DOSBox için yazılmış Boxer gibi arabirimler sayesinde çok zor olmuyordu. Bununla birlikte GOG.com‘dan satın aldığım oyunları install etmek için öncelikle Windows’a geçmem daha sonra dosyaları OS X’e aktarmam gerekirdi.

GOG.com artık DOS oyunlarını tek bir tıklama ile çalıştırılabilecek paketler halinde OS X için de satmaya başladı. Çok fazla oyunu deneme imkanım olmadı ama Boxer’ın sağladığı stabil platform sayesinde eski DOS oyunlarını Windows’a dönmeden rahatlıkla OS X’de oynayabilmek artık mümkün.