Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Category “Computer”

MacBook (Early 2015)

MacBook-Space_Grey

Başka birşeyler almak için girdiğim teknoloji markette vakit geçirmek için dolandığım sırada, Apple ürünlerini incelerken gördüm geçtiğimiz yılın ilk çeyreğinde çıkan MacBook modelini. Nisan ayında ilk çıktığı zaman beğenmiş, incelemiş, almayı düşünmüş ancak fiyatı çok yüksek olduğundan ertelemiştim.

b_86829

İncelemelerden okuduğum kadarıyla en büyük yeniliği klavyesinde taşıyordu. İlk bu özelliğini denemek için tuşlara dokunduğum an vuruldum. Düz, fazla çıkıntılı olmayan, bununla birlikte önceki modellere göre daha büyük tasarlanmış tuşlar. Butterfly Mechanism diye adlandırmış Apple, tuşa basma hissi çok çok farklı ve keyifli bir deneyim sunuyor.

macbook-12-butterfly-keyboard-switch-100572318-large

Daha sonra Force Touchpad’i denedim. Yavaşça güç uyguladım, ne değişiyor diye görmek amacıyla. İlk başta alışması biraz zor tabi ama zaten sözlük uygulamasını kullanmayı seven biriydim, ikinci kez kendine hayran bırakan bir özellik oldu.

Kısıtlı zamanda teknoloji markette bunları deneyebildim, fiyatı ve taksit seçenekleri de dikkatimi çekti. Hiçbir zaman bir Apple ürünü almak için mükemmel zaman değildir. Şimdi de öyle oldu. Ama kararımı vermiştim.

Cumartesi günü sabahtan teknoloji marketin yolu tutuldu ve Early 2015 olarak adlandırılan yeni MacBook bilgisayarın giriş modelini (1.1 Ghz, 256 MByte Flash Storage) satın aldım.

Küçüklüğü ve hafifliği ile MacBook Pro sonrası biraz oyuncak gibi gelse de, son yıllarda hesaplama ağırlıklı geliştirmeden, grafik ve fotoğraf düzenlemeye, güçlü GPU gerektiren oyunlardan oluşan bilgisayar kullanma alışkanlığımın web’de gezinti, müzik dinlemek ve yazı yazmak gibi minimal bir yöne evrildiği düşünüldüğünde aslında biçilmiş kaftan.

Broadwell-Package-Diagonal

iNtel Core M 1.1 Ghz (5Y31) 64 bit, 14 nanometre teknolojisine sahip mobil işlemcisine sahip. GPU olarak Intel® HD Graphics 5300 barındırıyor. İşlemci soğutmaya ihtiyaç duymadığından, gereksiz gürültü de yok.

 

Entry Model Base Model Option
Core M 1.1 Ghz (5Y31) Core M 1.2 Ghz (5Y51) Core M 1.3 Ghz (5Y71)
256 GB 512 GB 512 GB
8 GByte RAM 8 GByte RAM 8 GByte RAM

 

Klavye mükemmel, tuşlar birbirine yakın yerleştirilmiş ama daha büyük olduklarından parmaklarıma tam oturuyor ve tuşa basmanın verdiği keyfe diyecek yok. Bilgisayarın küçük olmasına alışamadım yalnız, klavyenin yanından tutup biryere koyarken tuşlara basıyorum yanlışlıkla.

Ses kalitesi gerçekten fazlasıyla iyi, güçlü ve net bir ses çıkıyor o küçük hoparlörlerden. Müzik dinlerken web’de gezinmek, mail’lere cevap vermek, birşeyler yazmanın keyfinin yanında eski CaseLogic iPad kılıfımın içine sığarak rahatlıkla taşınabilir olması da ayrı bir avantajı.

8-9 saatlik pil ömrü günlük yaptığım sıradan işler için çok uygun. Hafif, sessiz, mobil bilgisayar olması, klavyesinin rahat ve keyifli kullanımı sebebiyle iPad Mini’min yerini almaya başladı.

Gelelim eksilere. Bilgisayara şarj edilebilmesi için konulan USB-C portundan başka port yok. Bir dongle olmadan kapalı bir kutu gibi ve her şekilde kablosuz internete bağımlısınız, eski tarz konvansiyonel bilgisayar kullanıcılarına göre değil ama yavaş yavaş alışıyor gibiyiz.

 

P.S. Yaklaşık 3 aydır taslaklar içinde duran ve 24 Ekim 2015’de satın aldığım MacBook ile ilgili bu incelemeyi yeni modeller çıkmadan önce ancak(😬) yayınlayabiliyorum.

Eskiden Hersey Ne Güzeldi!

1987 yılbasında, soguk bir kıs günü eve giren Commodore 64 ile basladı hersey. Görüntü kablosu kocaman tüplü televizyona baglanır, oyunlar kasetten yüklenirdi. Degisik oyunları oynanırdı ailecek. (Çünkü tek televizyon olurdu evlerde) Hafta ici açılmazdı, çünkü okul vardı, hafta sonu iple çekilir, cuma gecesi bütün hafta hayali kurulan oyunlar heyecanla oynanırdı.

Steven_Vitale-Saturday_Morning

Saturday Morning

Hersey ne güzeldi 1990’da 1991’de. Amiga bilgisayar vardı. Beyaz ekranda Workbench disketi tutan bir el. Disket sürücüden tuhaf sesler çıkardı yükleme esnasında. Mavi pencereli GUI’si vardı, kendine özel karakterleri, ikonları. Bazı programlar ve oyunlar sadece 1 MByte RAM’de çalışırdı. Dergilerden takip ederdik yeni çıkan oyunları, programları. MAC Adventure okurduk, eski oyunları yeniden oynardık.

Amiga_500

Amiga 500, not Plus model!

Müzik dinlemek ayrı bir keyifti. Kasete çekilirdi albümler, önceleri LP’den kopyalanırdı, cızırtılı olurdu ama bangır bangır gelirdi ses. Sonra CD’ler çıktı, daha kaliteli dedik ama bir yavanlık vardı, dijitaldi çünkü.

Hersey daha güzeldi eskiden, oynadığımız oyunun suyunu çıkarırdık, en ince detayları bilir, disketin içindeki hangi dosyanın ne işe yaradıgını ezberlerdik. Yaptıgımız hersey ayrı bir keyif verirdi, öylesine degildi hiçbirsey.

Amiga_500_Plus

Amiga 500 Plus Model

Sonra Amiga 500+ çıktı. Aynı eski Amiga’ydı, mor fondaki hareketli Workbench disketi dısında. Bazı oyunları çalıstırmazdı, problem çıkarırdı, ama çok güzel aletti. Hep hayal etmisimdir, karlı bir yılbaşı günü, okulun olmadıgı bir hafta sabah erkenden kalkıp Amiga’mın basına oturup saatlerce oyun oynamayı. F-29 Retaliator, Pirates!, Guild of Thieves…

Windows 10

Microsoft’un işletim sistemlerinin telefon, tablet ve bilgisayarlarda tek bir sürüm şeklinde yapılamayacağını yavaş yavaş anlıyor olduğunu göstererek yazılım dünyasında yerini alan ücretsiz işletim sistemi. Aynı sıkıntıyı zamanında Apple’da yaşadı, bir taşla üç kuş vurabilir miyiz dediler ama olmayacağını gördüler.

Elbette telefon, tablet ve bilgisayar işletim sistemlerinde kullanıcı deneyimini kolaylaştıracak benzerlikler olmalı. Birini kullanan diğerlerini de kolaylıkla kullanabilmeli, UX’in (kullanıcı deneyimi) bu şekilde geliştirilmesi gerekir.

Windows 8.1 bunun tam tersi idi, tablet işletim sistemini bilgisayara uyarlamaya çalıştılar ve her şey karıştı. Windows 10 bu kapsamda ileriye doğru atılan bir adım gibi. Hala karışık çok şey var ancak bir önceki sürüme göre daha derli toplu.

Bununla birlikte Windows 10 ile pekçok sorun yaşayan kullanıcılar da mevcut. MacBook Pro bilgisayarımda BootCamp partisyonunda kullandığım Windows 10 Apple tarafından doğrudan driver desteği verilmemesine karşın gayet stabil çalışıyor, PC notebook kullanıcıları ise doğrudan desteklenen ürünlerinde akla hayale gelmez sorunlar ile karşılaşıyorlar.

Dergiler…Dergicilik…

Çocukluğumdan beri en sevdiğim meslek olmuştur dergi editörlüğü. Sevdiğim ve bilgi sahibi olduğum bir konuda, bildiklerimi paylaşmak, bilmediğim şeyleri öğrenmek ve insanların elinde sayfalarını çevirmekten zevk alacakları renkli ve kaliteli birşeyler oluşturmak hep hayalim olmuştur.

İlk kez 1987’de istemiştim dergi editörü olmayı, Commodore dergisini elime aldığımda. Pahalıydı, kaliteliydi, renkliydi, kuşe kağıda basılıydı, üst düzeydi ve felsefiydi. Okuyup bitirdikten sonra yeni sayı çıkana kadar sürekli sayfalarını çevirir dururdum. Sadece bakmak bile yeterince keyif vericiydi. Kendi kendime gelecek sayıda neler olabilir acaba diye düşünür, hayali editoryal yazılar hazırlar, hatta oyun tanıtımları bile yapardım.

Sonra 64’ler dergisi çıktı. Commodore Dergisine göre daha basitti, sadece oyunlar üzerine eğilmişti. Böyle bir dergide çalışmak ne kadar keyifli olur diye düşünmüştüm. O zamanlar hayatımın en büyük zevki bilgisayarlar ve oyun oynamak. En yeni oyunları oynayıp, onları tanıtan yazılar yazıyorsun ve üzerine para ödeniyor sana. İnsan daha ne isteyebilir?

Bilgisayar dergilerinin hep bir ayrı yeri olmuştur hayatımda. Mesele ACE (Advanced Computer Entertainment)‘i görünce, sayfa düzeniyle, kutucuklu yorumlarıyla kim hayran kalmamıştır. Editörlükden daha önemli olan şeyin, aslında okuyucuya hitap eden şeyin görsel yönetmenlik olduğunu farketmişimdir ACE’i gördükten sonra. Bizim dergilerde özenirdi onlara ama bir türlü becerememişlerdir, o ayrı. (64’ler bir ara baya ilerleme kaydetmişti, hakkını vermek lazım)

Daha sonra underground fanzin’ler çıktı. Siyah-beyaz ve fotokopi ile çoğaltılırlardı. Underground olmak, çok bilinmemek, para kazanmak için değil keyif alındığı için yapılan işlerin temel düsturu olmakla birlikte bir noktadan sonra çok iyi reklam aracı olmuştu. Örneğin Laneth dergisi. Tamamen underground bir alayışla oluşturulmasına karşın daha o kadar tutmuştuki daha 4. sayısında fotokopiden ofset baskıya geçmişti. Speed-Thrash’den daha hafif müzikler kesinlikle olmayacak dendiği halde kısa sürede rock dergisine dönüşüvermişti.

Severdim Laneth’i, hele Murat Adanç’da yazmaya başlayınca. Bilgisayar dergiciliği sonrasında ufak tefek birşeyler yazdığım konular arasında pek bilinmeyen müzik gruplarını tanıtma amaçlı yazdığım yazılar olmuştur o dönemlerde. (tabi hiçbiri yayınlanmadı, o ayrı mesele)

Şimdi neden oturdum da bunları yazma gereği hissettim diye sorabilir herkes. Socrates Dergisi yüzünden. Nisan ayında elime aldığım ilk sayısında, Commodore Dergisi’ni, 64’ler Dergisi’ni, Amiga Dünyası Dergisi’ni, Laneth Dergisi’ni, ACE’i, PC Format’ı ilk kez elime aldığımda hissettiğim şeyleri hissettiğim için yazdım. Yani dergiyi okuyup bitirdikten sonra görsel tasarımı sayesinde sadece sayfalarına göz gezdirmek için bile tekrar elime alabiliyorsam o dergi okunup atılmak için değil, kütüphanede biryerlerde saklanmak içindir. Takip ettiğim sayısız dergi olmuştur şimdiye kadar ama sadece yukarıda saydıklarımı saklamışım biryerlerde, diğerleri yok olup gitmiş. Socrates’de yıllar sonra ilk kez saklayacağım dergiler arasında yerini aldı.

Oynadığımız oyunlar dijital, ne kutusu ne basılı kullanım kılavuzu var artık, müzik albümü satın almıyoruz, dinlediğimiz şarkılar dijital, dinliyoruz ve unutuyoruz, kitaplar e-book oluyor yavaş yavaş…Saklayabileceğim birşeyler bulduğumda seviniyorum artık…

USB 3.0 External Drive

Upgrading to USB 3.0 External Drive. – View on Path.

Super Hero USB Flash Drives

SuperHero USB Flash Drive Collection