Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Category “Games”

Rise of the Necromancer


Diablo 3 için geçen yıl Blizzcon’da tanıtımı yapılan Rise of the Necromancer ek paketi 27 Haziran gecesi satışa sunuldu. 15 € gibi bir fiyattan alınan paket halihazırda 6 karakter bulunan Diablo 3 evrenine bir 7.’yi Necromancer’i ekliyor.

Oyunun genel olarak oynanış mekaniğinde bir değişiklik yok. Necromancer için 6 parçadan oluşan 4 yeni set ile 2’li bir silah seti de ekleniyor.

2012’de piyasaya çıkan bir oyun için 2017’de ek paket yapmak aynı grafik tasarımcıları ile çalışılmadığı takdirde biraz problemli oluyor. Nitekim portre fotoğraflarındaki kalitesizlik mi desem, acelecilikten mi desem biraz çiziktirilmiş gibi duruyor eski portrelere nazaran1. Eklenti ile gelen portre çerçevesi için de durum aynı.

Necromancer Set Dungeon’ları önceki set dungeon’lara göre fazlasıyla basit olmuş, 1’i hariç (onu da 2. seferde tamamladım) hepsini ilk seferde mastery yapmayı başarınca fazlasıyla şaşırdım. Anlaşılan öylesine hazırlanmış, üzerinde teknik olarak pek çalışılmamış set dungeon’lar olduğu anlaşılıyor. Yani yapımcılar set dungeon koymazsak olmaz demişler ve ekleyivermişler.

Challange Rift’ler güzel bir fikir, belki biraz daha geliştirilebilir. Her hafta salı günü güncellenen, önceden hazırlanmış (yani tüm pylon’lar, rare’ler ve champion’lar hep aynı yerde) ve belirlenen süre içinde tamamlanması gereken riftlerden oluşuyor. Başarılı olunca Death’s Breath ve Forgotten Souls dışındaki crafting material’lar elde ediliyor, leaderboard sıralaması içinde yer alabilmek ve hatta bunun için hırs yaparak tekrar tekrar oynamak mümkün.

Yeni haritalar oldukça titiz bir çalışmanın ürünü gibi duruyor. Shrouded Moors ve Temple of the Firstborn detaylı ve oldukça iyi dizayn edilmiş, portre grafikleri gibi baştan savma değiller.


  1. İlk deneyimlerimden sonra geçen hafta içinde oyuna gelen ilk güncelleme ile necromancer portre grafikleri ve portre çerçevesinde bazı düzeltmelerin yapıldığı belirtildi. Demek gözlemlerimde yanılmamışım. Zamanında çıkması için biraz aceleye getirilmiş, hatta placeholder olarak kullanılmışlar. 

Bounteous Maximus – Diablo 3

Civilization

1992 yılı, Temmuz ayı. Okul kapanmış (-kredili sistem olduğu için normal öğrencilere göre 3 hafta daha fazla gitmiştik okula-😡) Avrupa Futbol Şampiyonası sona ermiş, uzun bir yaz tatili beni bekliyor. Odamın baş köşesine kurulmuş yepyeni, gıcır gıcır bir 80386DX-40 işlemcili, 4 MByte RAM’li Sound Blaster Pro ses kartlı SVGA ekranlı bir PC. Biraz DOS ve Windows denemeleri, mouse ile çizim yapma denemeleri, debug ile yazılan ufak tefek Assembly kodları derken bilgisayarın asıl alınış amacına gelmişti sıra. Oyunlar!!!

Sağdan soldan alınıp oynanan birkaç uyduruk oyundan sonra heyecanla bilgisayara yüklediğim ilk oyun olmuştur Civilization. Gerçekten Sid Meier’a ait olan tek Civilization. Commodore 64’de yazdığı Pirates! sonrasında beni etkileyen ve en uzun zaman ayırdığım oyunu bu olmuştur Sid Meier’in.

O yaz, yeni alınan bilgisayarın heyecanıyla pek çok oyun ve programı heyecanla yüklemeye devam etsem de, Civilization’ın yeri hep aynı kalmıştır Hard Disk’imde. Oyundan sıkıldığım zaman bile yanıma sözlüğümü alır Civilopedia okurdum. Tarihe, felsefeye ve arkeolojiye yönelişimin sebebidir Civilization’ın Civilopedia’sı ayrıca kendi kendime ingilizcemi geliştirmemi sağlamıştır.

Civilization zor bir oyundu, en azından sulandırılmamış gerçek bir strateji oyunuydu. AI’da birkaç hata vardı, zor level’larda AI’ın hile yapması söz konusuydu, RNG bazen saç baş yoldururdu, güncellemeleri çıksa da giderilemeyen bug’lar her daim mevcuttu. Bütün bunlara rağmen oyundan hiç sıkılmadım. Basit ve sade grafikleri, insanın kafasını karıştırmayacak sayıda unit olması, oyunun atmosferi, dünya harikalarını erkenden bitirmenin heyecanı, yapabilecek ve deneyebilecek hep farklı şeyler bulunması, bazen tüm dünyayı fethetmek, bazen kültürel olarak ilerlemek amacıyla oynamak gibi sayısız kombinasyon mümkündü. Demographics ekranındaki istatistikleri geliştirmek için bile oynardım bazen, okur-yazarlığı %100 yapmak, tebamın yaşam süresini artırmak, dünya haritasında tüm Sibirya’ya yayılan bir imparatorluk oluştururdum.

Civilization II MultiMedia dünyasının kurbanı olmuştur. Saçma sapan videoları araya sıkıştıralım derken oyun oynanabilirliğinden çok şey kaybetmişti. Civilization III yeni oyun sistemine adapte edilmeye çalışılan dönem olmuştur. Yeni nesil oyun dünyasında Civilization IV ise favorimdir. Belki 1. oyun sonrasında en fazla vakit ayırabildiğim Civilization oyunu olmuştur. Civilization V’i hevesle alsam da oynamak için yeterli vaktim olmamıştı. Oyunu öğrenebilmek için uzunca bir zaman ayırmanın yanında cidden güçlü bir hafızaya sahip olmak gerektiğini anlamıştım oynarken. Ne ne işe yarar sürekli Civilopedia’ya bakarak oyun oynanmıyordu. Bununla birlikte her gelen güncelleme ile sürekli değişen özellikler iyice kafa karıştırıyordu. Belki ilk oyunu bu kadar seviyor olmamın sebebi bu, sürekli güncelleme ve DLC ile oyunun özünün çok değişmiyor oluşu.

Geçen haftalarda Civilization VI çıktığı vakit düşündüm bunları. Artık oyunu oynayabilecek, öğrenebilecek ve başarıya ulaşabilecek ne enerjim, ne zamanın ne de hafızam da yeterli boşluk var. Ancak Twitch’den birkaç oynayış videosu izleyip ekran görüntülerine bakıp geçerim. Sonuçta ilk oyun çıkalı 25 yıl olmuş. 15-16 yaşlarında o oyunu oynayan biri olarak Civilization VI’yı bırakayım da gençler oynasın. Turn based oyunlar gençler arasında pek tutmasa da biraz vakit ayırırlar diye düşünüyorum. Civilopedia okudukları takdirde belki biraz ufukları açılır genişler.

Bu arada Sid Meier’de kendi yarattığı bu oyunda o kadar da başarılı değilmiş. Oyunda başarılı olmak için oyunun açıklarını bulmak gerektiğini, kendisinin ise bu yola başvurmadığını, oyunu olduğu gibi oynayarak role adapte olmaya çalıştığını söylüyor.1 Asıl eğlenceli olan kısmı bu diyor ki bence de öyle…

  1. http://arstechnica.com/gaming/2016/10/sid-meier-reflects-on-25-years-of-civilization/

Witcher 3: Blood & Wine Expansion Pack

Blood&Wine

Vampirler bu kadar popüler olmadan önce en sevdiğim korku kahramanlarıydılar. Vampirlere olan özel ilgim taa Commodore 64’de oynadığım CRL adventure oyunu Dracula (ki Bram Stoker’ın romanını esas alır, 3 ayrı bölüm halinde oynanır. 1987 yılında ingilizcemi ilerleten ve gore nedir öğrenmemi sağlayan oyun olmuştur.) isimli oyunla başlamış, Stephen King’in ‘Salem’s Lot romanında zirve yapmıştı.

Vampirler, The Twilight ile başlayan dönemde çoluk-çocuk eğlencesi olmaya başlayınca gözümden düştüler. Witcher 3 Blood & Wine eklenti paketini duyduğum zamana kadar. Çoluk çocuk için sulandırılmamışsert vampirlerin kan ve şarap içtiği gerçek bir expansion…

Oyunda vampirlerin yer aldığını ilgi çeken trailer’ı A Night To Remember ile göstermişti bize CD Projekt. Ancak son anda pek çok vampiri ana oyundan çıkarıp (birkaç boss hariç) expansion içine koymaya karar vermişler gibi geldi bana. Bence daha iyi olmuş. Blood and Wine, kan ve şarabı vampirler ile bir araya getiren ve önceki expansion’a göre daha kapsamlı bir eklenti paketi. Çoluk çocuk eğlencesi olan değil, gerçek vampirler var burada! Kanlı canlı…

Oyunun sonunda Regis ile Geralt’ın gece başlayan sohbetleri gün aydınlanana kadar devam ettiği bölüm özellikle hoşuma gitti. Bütün kavga, dövüş, hengâme sonrasında şarap eşliğinde sakince oturup sohbet etmek, güneş doğarken bile yaşanan huzur ve dinginlik anını sonusuza kadar uzamasını dileyerek bir müddet daha oturmayı istemek…zamanı orada durdurmak belki…

Invisible Inc. Console Edition

Invisible, Inc. Console Edition

Turn based action oyunları her zaman için fazlasıyla zorlamıştır beni. Taaa 1994’de UFO: Enemy Unknown oynadığım günlerden beri hep maymuna çevirmiştir bu tarz oyunlar beni.

Grafiklerinin stili Counter Spy’a benzediğinden ve oynayabilecek yeni birşeyler arıyor olmamın heyecanı ile satın aldığım Invisible Inc. isimli oyunun konsol conversion’ı maalesef başarılı değil, öncelikle bunu belirtmem gerek. Yazılar, ikonlar o kadar küçük ki ekranın içine girmek lazım neyin ne olduğunu anlamak için. Bununla birlikte isometrik grafiklerde kapıların nerede olduğunu bile bulamadım bazen. (Tamam yaşlanıyorum, kabul.🤔) Geliştiricilerin oyunlarını konsola aktarırken arabirim üzerinde fazlasıyla çalışmaları gerek.(Bunun en güzel örneği Diablo 3 olmuştur.) Sonrasında oyun çok zor, gerçekten çok zor. Vakit, enerji ve harbiden sağlam sinirlere ihtiyaç var.

Şöyle işten gelince 1-2 saat takılıp stres atabileceğim bir oyun arıyorum ben, üzerinde saatlerce uğraşmam, her hamleyi usta bir satranç oyuncusu gibi düşünmem gereken derin oyunlar değil!

Sosyal Ağ Oyunları ve SimCity BuildIt

Sosyal ağlardaki beklenmedik gelişimin yaşandığı 2008 yılı yeni bir oyun çeşidinin ortaya çıkışını müjdeliyordu. Sosyal Ağ Oyunları. Öncelikli olarak sosyal ağlar üzerinden oynanmaya başlanan bu oyunlar daha sonra yaygınlaşan mobil platformlara hızla taşındı, tabi sosyal ağlardan kopmadan.

Bu tür oyunlarda ilk neslin en önemli örneğini Mafia Wars ve ülkemizde pek bilinmese de PackRat oluşturur. Bu oyunlar tamammen sosyal ağda yer alan arkadaşlarla yapılan etkinliklerle oynanmaktadır.

FarmVilleDaha sonra arkadaşlara pek bağımlı olmayan, gerçek zamanlı ilerleyen ve oyundaki kaynakları tik atarak topladığımız Farmville ve türevleri geliştirilmiştir. Özellikle bu ikinci tip oyunlar, yıllardır süren klasik oyun anlayışını değiştiren, bir oyun için oturup saatlerce uğraşmak yerine, kısa aralıklarla oyunu girip, kaynakları toplamak, üretim yapmak, arkadaşlara hediye dağıtıp çıkmak şeklinde basit yapılı bir şekle bürünmüştür. Bu durum, oyun tarzının pek çok kullanıcıya hızla yayılmasını sağlayarak büyük bir pazar oluşmasına sebep olmuştur. Genelde ücretsiz olan bu oyunlarda bazı özel şeyleri üretmek ve hızlı ilerleyebilmek için gerçek para ile satın alınan –in-app purchases– olarak adlandırılan -özel paralarla- harcama yapmak gerekiyordu.

Trade_NationsBu tür oyunlar içinde Trade Nations, Tiny Tower, Pocket Planes, Pocket Trains, Tiny Death Star özellikle belli bir zaman ve bazılarında -para- harcadığım oyunlar arasında yer almakatdır.

Tiny_Death_StarNormalde işim olmadığında cep telefonu ile gereksiz yere oynayan biri olmamama karşın, -hatta çevremdeki insanlara baktığımda sürekli telefonları ile oynuyor olmaları tuhafıma gider.- bu sosyal ağ oyunlarını oynadığım zamanlarda telefonu daha fazla elime alır oluyorum.

SimCity_BuildItBugünlerde SimCity BuildIt oynuyorum. Oyunun çıkışı bir yıl öncesine dayanıyor ancak ben yeni kurcalamaya başladım. Gerçek anlamda sosyal ağınıza eskisi kadar bağlı kalınmayan yeni nesil bir oyun bu. Tamam arkadaşlarınızın şehirlerine bakabiliyor, satışa koydukları ürünleri satın alabiliyorsunuz ancak bu Farmville gibi sosyal ağ oyunlarından pek çok kişiyi soğutan rahatsızlık veren bildirimlere ve başka etkileşimlere sebep olmuyor. Kimin şehrinize baktığı ve ne yaptığı hakkında pek fazla bilgi paylaşılmıyor. Genel anlamda -yalnız başınıza- bir sosyal ağ oyunu oynuyorsunuz.

Oyunun 3D grafikleri SimCity 2000 ile başlayan göz alıcı detaylarla donatılmış grafik kalitesine ve mobil işlemcilere yönelik son teknolojiler kullanılarak programlanmış olduğundan performans çok çok iyi.

Oyunu kendi kendime bir challange yaratarak oynuyorum. Hiç gerçek para kullanmadan, sadece oyundaki imkanları kullanarak ilerlemeye çalışıyorum. Şimdilik sıkılmadan sakin ve yavaş bir şekilde ilerliyorum. Şehirde yeni yerleşim alanları açmadan para kazanabilmek oldukça güç ve şehri geliştirdikçe yaşayanların ihtiyaçları arttığından bazen ciddi anlamda ekonomik darboğaz içinde kalınıyor.

Oyunu oynarken bir acı gerçekle de yüzleşmek mümkün. İnsanlar sadece zaruri ihtiyaçları karşılandığında bile gayet mutlu yaşayabiliyorlar. Halen eğitime hiç yatırım yapılmamış bir şehrim var, bol bol alışveriş merkezi, polis ve klinik ile mutlu mesut yaşıyor insanlar. Ne demişler, “Cahillik mutluluktur.