Twitter Facebook Flickr Vimeo Last.fm github

Category “Pessimism”

Eskiden Hersey Ne Güzeldi!

1987 yılbasında, soguk bir kıs günü eve giren Commodore 64 ile basladı hersey. Görüntü kablosu kocaman tüplü televizyona baglanır, oyunlar kasetten yüklenirdi. Degisik oyunları oynanırdı ailecek. (Çünkü tek televizyon olurdu evlerde) Hafta ici açılmazdı, çünkü okul vardı, hafta sonu iple çekilir, cuma gecesi bütün hafta hayali kurulan oyunlar heyecanla oynanırdı.

Steven_Vitale-Saturday_Morning

Saturday Morning

Hersey ne güzeldi 1990’da 1991’de. Amiga bilgisayar vardı. Beyaz ekranda Workbench disketi tutan bir el. Disket sürücüden tuhaf sesler çıkardı yükleme esnasında. Mavi pencereli GUI’si vardı, kendine özel karakterleri, ikonları. Bazı programlar ve oyunlar sadece 1 MByte RAM’de çalışırdı. Dergilerden takip ederdik yeni çıkan oyunları, programları. MAC Adventure okurduk, eski oyunları yeniden oynardık.

Amiga_500

Amiga 500, not Plus model!

Müzik dinlemek ayrı bir keyifti. Kasete çekilirdi albümler, önceleri LP’den kopyalanırdı, cızırtılı olurdu ama bangır bangır gelirdi ses. Sonra CD’ler çıktı, daha kaliteli dedik ama bir yavanlık vardı, dijitaldi çünkü.

Hersey daha güzeldi eskiden, oynadığımız oyunun suyunu çıkarırdık, en ince detayları bilir, disketin içindeki hangi dosyanın ne işe yaradıgını ezberlerdik. Yaptıgımız hersey ayrı bir keyif verirdi, öylesine degildi hiçbirsey.

Amiga_500_Plus

Amiga 500 Plus Model

Sonra Amiga 500+ çıktı. Aynı eski Amiga’ydı, mor fondaki hareketli Workbench disketi dısında. Bazı oyunları çalıstırmazdı, problem çıkarırdı, ama çok güzel aletti. Hep hayal etmisimdir, karlı bir yılbaşı günü, okulun olmadıgı bir hafta sabah erkenden kalkıp Amiga’mın basına oturup saatlerce oyun oynamayı. F-29 Retaliator, Pirates!, Guild of Thieves…

Karamsar düşünürler insanın özgürleşmesine, çocukça iyimserlerden çok daha fazla hizmet ederler.

– Theodor Adorno

Readmill

Severek kullandığım bir servis de yolun sonuna geldi. Readmill. 2011 yılı sonunda kullanmaya başladım. Hatta iPad almama sebep olan en önemli uygulamadır. 1 Temmuz’da internetin arşivinde yok olup gidecek.

Kapanacak uygulamaların export seçeneğini kullanmak hep hüzünlendirir beni. Yıllarca kullanıp oluşturduğun arşiv bir adet uyduruk veritabanı dosyasının içine konur, harici diskin derinliklerindeki bir klasör içinde kimbilir belki ben öldükten sonra bile kimsenin görmeyeceği bir yerlere gömülür.

Readmill okuma günlüğümü bir kitap haline dönüştürerek export etmeme imkan verdi. Orada bir yerlerde kaybolacağına, aradığımda bulabileceğim bir yerlerde dursun istedim.

Bazen herşey önemsizleşir. Hiçbirşey eskiden verdiği tadı vermez. Geçmişe baktığında hüzünlendiğin günlerin sayısı, umutla bakacağın gelecekteki günlerin sayısını geçtikçe sona yaklaştığın gerçeğini yüzüne çarpar. Günler öylesine yaşanır geçer…

via https://dayone.me/hDTzra

Şans

Çoğu zaman neden ben? neden biz? diye düşünmeden edemez insanoğlu. Zaman zaman neyin nasıl ve hangi koşullarda meydana geleceğini bilemez, şans faktörünün hayatımızdaki rolünün ne kadar büyük olduğunu kavrayamayız, hatta “her insan kendi şansını kendisi yaratır” diyerek küçümseriz onu. Karmaşık kombinasyon formüllerine ihtiyacımız yok, en temel matematik kuralından yola çıkabiliriz. 0 veya 1, Evet yada Hayır, olmak yada olmamak, devre açık veya kapalı. İşte bu kadar, günlük hayattaki pek çok olayı oturtabiliriz buraya. Sabah vaktinde uyanabildin mi? 1 veya 0, evet yada hayır. Yağmur yağacak mı, şemsiye aldın mı? Evet-Hayır? Sınavda sorulan sorular çalıştığın yerden mi çıktı 1 veya 0.

Hayatımızdaki pek çok şeyi kontrol edebilir, gerekli önlemleri alıp, hazırlığımızı aldığımız önlemler doğrultusunda yapabiliriz. Ama şans faktörüne karşı hiçbir hazırlık yapamayız. O gerekli yerde ya yanımızdadır, yada çok uzağımızda.

Herkes kimi zaman şanssız, kimi zaman şanslı anlar, saatler, günler yaşayabilir. Mesele şans faktörünün yanımızda olup olmaması değil, ne kadar süre ile ne kadar sıklıkta yanımızda olduğudur. Kiminin yanından hiç ayrılmaz, kiminin yanında hiç olmaz.

(Originally appeared on blogspot.com)

Enlightenment

Bugün hava kapalı, karanlık ve kasvetli… Yağmur yağar mı bilemiyorum. Günlerdir güneşin aydınlığına ve parlaklığına alışmışız, bugün sanki kış günü gibi karanlık. Gökyüzü gri renkli bulutlar ile kaplanmış, insanlar şikayetçi, “yaz günü nasıl bir hava bu böyle?” diyorlar. Gezmeyi dolaşmayı sevenler eve kapanmış, yaklaşan fırtına onları korkutmaya başlamış.

Gökyüzü iyice kararmaya başladığında, şimşekler bulutlardan bulutlara atlarken ortalığı kısa süre aydınlattığında, gürleyen gök ciğerlerimi titrettiğinde, rüzgar daha sert esmeye başladığında, insanlar hızlı adımlarla evlerine koşturduğunda, serinlik bastırdıkça, havanın karanlığı iyice arttığında benim içimdeki mutluluk da artıyor. Dışarının karanlığı ve kasveti ne kadar fazlaysa, benim içimdeki ışık o kadar fazla parlıyor.

Karanlığın adamıyım, karanlık bir adamım. Dışarısı ne kadar aydınlıksa, içim o kadar karanlık. Dışarının aydınlığı, içimdeki karanlığı bulandırıyor, ruhumun derinliklerindeki karanlığı seyreltiyor, sarhoş gibi yaşıyorum. Ama dışarısı karardıkça, ruhumun karanlığı saf bir hal alıyor. Karanlığı tüm bedenimde, ruhumda hissediyorum, aydınlanmaya başlıyorum.

Gloomy Story Fragments (Part 1)

En son ne zaman baktım yıldızlara ? Hatırlamıyorum, ama ne kadar çoklar ve benden ne kadar uzaktalar diye düşündüğümü hatırlıyorum. Şimdi bakınca yine aynı şeyi düşünüyorum. Uzun iskelenin sonundan kıyıya vuran dalgaların sesini dinliyorum, gözlerimi kapatıp hafifçe esen rüzgarı hissediyorum. Rüzgarı, denizin kokusunu son kez içime çekiyorum.

Sahil bekçisi iskelenin ucunda birşeylerin kıpırdadığını gördü, gözlerinin onu yanılttığını düşündü. Kulübesine doğru giderken, geriye dönüp tekrar dikkatle baktı, hafifçe kabaran denizden başka hiçbirşey göremedi.

Oradan çok uzaklarda uyuyamayan yaşlı bir kadın camdan gecenin karanlığını seyrediyordu. Gökyüzünde bir yıldızın kaydığını gördü. Yavaşça içini çekti, “Biri daha göçtü gitti bu dünyadan” dedi, ağır adımlarla yatağına döndü.